6 Eylül 2015 Pazar

ELLERİMDEN TUT, YOKSA DÜŞECEĞİM... - BÖLÜM 3 -


BÖLÜM 3: PARALEL YAŞAMLAR


Mary karanlık odada el yordamıyla yönünü bulmaya çalışırken, bir şeylerin yolunda gitmediğini fısıldayan iç sesini sıkıntıyla bastırdı.
    
"Amyyy, evde misin?"
    
Koridordaki ışığı yakıp arkadaşının odasına yöneldi, bu saatte evde olmamasına imkân yoktu ama oda boştu... Kapının yanına fırlattığı çantasını alıp, bir sürü ıvır zıvırın içinden güçlükle bulduğu telefonun tuşlarına bastı. Telefon ısrarla çaldı, çaldı...
    
"Ah, Amy aç şu lanet telefonu!"
    
Huzursuzca evin içinde dolaşıyordu, neden sonra koltuğun kenarındaki titreşime alınmış telefonu fark ettiğinde kalbi yerinden çıkacak gibi hızlı atmaya başladı.  
    
“Angie’yle beraberdir, tabi kesinlikle onunladır.”
    
Angie ev arkadaşlarıydı ve cep telefonu kullanmaktan ne yazık ki nefret ederdi. Ne yapacağını bilmez bir halde kimi arayabileceğini düşünerek odasına yöneldi. Kendini sakinleştirmeye çalışırken, yatağının köşesinde iki büklüm uzanmış gölgeyi gördüğünde panikledi, ışığı yakıp arkadaşının yanına koştu:
     
"Amy, Amy!!"
    

Kızı uzandığı yerden güçlükle doğrultmaya uğraşırken, sağanak bir yağmur gibi birbiri ardına sıralıyordu kelimeleri:
    
"Amy, Amy iyi misin? Amy ne oldu? Beni duyuyor musun, Amy?"
    
Arkadaşının yüzünü örten siyah saçlarını geriye atmaya çalıştı, gözyaşı ve terden sırılsıklam olmuş yanaklarını elleriyle sildi.
    
"Amy, lütfen cevap ver. Bana bak, Amy beni duyuyor musun, bana bak!"
     
Amy, Mary’nin yüzüne bir kaç saniye boş gözlerle baktı ve hemen ardından yeni bir ağlama krizi geçirmeye başladı. Bir şeyler söylemeye çabalıyordu ama hızla aldığı derin nefesleri, kelimelerin kopuk hecelerden öteye geçmesine izin vermiyordu.
     
"Tamam, tamam biraz sakinleş. Geçti, her şey iyi olacak." dedi Mary sıkıca sarılırken.
     
Mary bu anın geleceğini biliyordu, fazla güçlüydü Amy ya da güçlüyü oynamaya çok fazla odaklamıştı kendini. Bir gün gardının düşeceğini biliyordu, ama yine de içten içe bunun hiç olmayacağını ummuştu. Arkadaşının içindeki fırtınalardan habersiz değildi fakat Amy sessizliğiyle öyle güzel örtmüştü ki her şeyi, Mary kendisinin bile buna inandığından adı gibi emindi.
      
Tanıdık kolların huzuru çok geçmeden tesirini gösterdi ve Amy'nin bedenindeki kasılmalar azalmaya, nefesi düzene girmeye başladı.
     
"Dayanamıyorum."dedi sonunda, kendinde yeterince güç bulabildiğinde.          
     
"Dayanamıyorum Mary, her şey düzene girdi derken bir anda çarptığım duvarlara dayanamıyorum. Neydim ben? Kimdim? Ne yapardım? Bazen saatlerce düşünüyorum, saatlerce; hepsi kopuk birkaç küçük ayrıntı. Kimin olduğunu bilmediğim sesler, yüzü sisler içinde bedenler… Ve o rüya…. Hep aynı yerinde uyandığım rüya. Yemyeşil bir bahçe, rengârenk çiçekler mükemmel kokuyor ama içimde tuhaf bir huzursuzluk var. Karşımda bir adam oturuyor, yüzünü göremiyorum –Yapmalısın.- diyor. Masadan kalkıp giderken arkasından koşuyorum. –Ne, ne yapmalıyım?- diye soruyorum, cevap vermiyor ve ben her seferinde ona dokunamadan uyanıyorum.”
    
Hızla dönüp arkadaşının ellerini tuttu "Mary bana yardım et, bu boşlukla yaşayamıyorum ne olur yardım et." Gözyaşları yeniden süzüldü teklifsizce.
    
Mary, kucağında çırpınan arkadaşına daha sıkı sarıldı "Geçecek." diyebildi sadece, emin değildi aslında ama zaten hangi sözcük çare bulabilirdi ki yarasına?
    
“Bugün eve dönerken birilerine yardım etmeye çalıştım, ama neredeyse benim yüzümden kaza yapacaklardı. Çok korktum Mary, çok. Benim gibi olmalarından korktum, ama neyse ki bir şey olmadı. ” Amy daha fazla konuşamadı, küçük bir çocuk gibi kollarıyla bacaklarını sarıp, başını Mary’nin kucağına koydu.
   
Uzun bir süre öylece kaldılar, Mary bir şeyler söylemek için ağzını her açtığında doğru kelimeler olmadığını anlayıp sustu. Tek yapabildiği yanında olduğunu hissettirmekti, güvende olduğunu. Tam bugünkü seansın nasıl geçtiğini soracaktı ki, konuyu değiştirmenin daha doğru olduğuna karar verdi.
   
"Ne yapalım biliyor musun? Ben bara gitmeyeyim ve şöyle güzel bir gece geçirelim seninle. Zaten bu gün işte çok yorulmuştum." Amy, başını kaldırıp minnettar bakışlarını arkadaşının gözlerine dikti. "İyi ki varsın."
   
"Hadi kalk, kalk. Git bir duş al, Tanrım berbat görünüyorsun. Bu gece ava çıkıyoruz!!" dedi gülerek ve ayağa kalkmaya çalışan Amy'nin kollarından tutup yardım etti.
   
“Ben de Ricardo’yu arayacağım, umarım onu yine ektiğim için fazla kızmaz. Herhalde bardadır şimdi.”  
    
Amy kendini ılık suya teslim ederken, kafasında dolanıp duran düşüncelerden kurtulmaya odaklandı. Ve su yumuşak dokunuşlarıyla bedeninden kayıp giderken tüm düşünceleri de itaatkar bir sadakatle beraberinde sürükledi.
    
Duştan çıktığında taptazeydi artık. Özenle seçilip, giymesi için yatağın üzerine bırakılmış elbiseye yüzünü buruşturarak göz attı.
   
“Hadi, biraz çabuk ol.” dedi Mary, Amy’nin çok iyi bildiği – ben bir haltlar karıştırdım.- gülümsemesiyle.
   
“İki sorunum var.” dedi Amy arkadaşına dönerek.
   
“Bir, ben bunu hayatta giymem.” Mary tam ağzını açmak üzereydi ki Amy ondan hızlı davrandı.
   
“İki, yine ne yaptın?”
    
Mary’nin gülümsemesi yüzüne iyice yayıldı, eline aldığı siyah sırtı açık elbiseyi Amy’e doğru sallayarak konuşmaya başladı.
    
“Bir, gerçekten özel bir yere gidiyoruz ve bu şey kesinlikle doğru seçim. İki…” Bir an duraksadıktan sonra bir çırpıda söyleyiverdi.
    
“Josh aradı ve ben de bizimle gelebileceğini söyledim.”
    
Amy sıkıntıyla homurdandı. “Ava çıktığımızı sanıyordum.” Mary, elbiseyi Amy’e fırlattı.
    
“Hımm, evet. Ama bu gece av olmanın ruh haline daha uygun olduğuna karar verdim. Hem Josh senden gerçekten hoşlanıyor.”
    
“Mary, bin kere söyle..”
    
“Mary, Mary, Mary… Yarım saat içinde çıkıyoruz, çeneni yoracağına şunları giyip makyajınla falan uğraşsan?” Mary kapıyı kapatmadan önce, gülümseyerek göz kırptı. Amy gözlerini devirip, çaresizce onun söylediklerini yapmaya koyuldu.
    
Tam yarım saat sonra Josh kapıdaydı.
    
“Dakik insanları hep sevmişimdir.” dedi Mary neşeyle kapıya yönelirken.
   
“Merhaba Josh.”
    
“Selam, Mary. Hazır mısınız?” Josh, mükemmel yeşil gözleriyle odayı sabırsızca tararken dağınık siyah saçlarını eliyle geriye doğru itti. Mary her zaman onun Amy için en doğru seçim olduğunu düşünmüştü, özellikle son iki yıldır yaşananları göz önüne aldığında.
     
Josh aileden gelen zenginlikle büyümüştü ama takıntıları olan biri değildi. Babası ve küçük erkek kardeşiyle birlikte kendi şirketlerinin yönetimiyle ilgileniyordu fakat onunla sohbete başlayan biri, (eğer daha önce mükemmel Porsche’unu falan görmediyse) onun cüzi bir maaşla çalışan, kültürlü ve kibar biri olduğunu düşünmekten öteye gidemezdi. Josh’ın kız kardeşi alanında uzman bir psikologdu, Amy ile kardeşini ziyarete geldiği bir gün tanışmış ve o günden beri de aralarında (Amy’e göre) güzel bir dostluk oluşmuştu. Her ne kadar etik olmasa da kardeşini zorla sıkıştırarak aldığı küçük bilgilerle Amy’e karşı ilgisi daha da artmış ve kıza yaklaşmak için eline geçen tüm fırsatları onu sıkmadan kullanmaya başlamıştı. Kibar, anlayışı, bol paralı ve kesinlikle âşık… Mary’e göre Josh,  Amy için her yönüyle mükemmel biriydi.
     
Ama aşk, ne zaman kolay yolu seçmişti ki?
    
“Ben hazırım ama Amy bir saattir odadan çıkamadı.”
    
O sırada Amy dalgın bir ifadeyle çantasını karıştırarak kapıda göründü.
    
“Selam, Josh. Ahh, Mary keşke Angie’yi de arasaydık.”
    
Josh büyülenmiş gibi gözlerini bir an kızın üzerinden ayırmadan cevap verdi.
    
“Dün bana bu gece nöbeti olduğunu söylemişti. Bu arada çok güzel görünüyorsun.”
    
Amy utangaç bir gülümsemeyle “Teşekkürler.” dedi “Sen de… yani sen de iyi görünüyorsun.”
  
“Hadi, çıkalım artık. Yer buluncaya kadar canım çıktı, heba olmasını istemem.”
   
Amy merakla sordu. “Nereye gidiyoruz ki?”
   
Mary gururla gülümsedi. “Sürprizz, bebeğim. Sadece şunu söyleyebilirim, bu gece Sindirella’ya dönüşme sırası bizde.”
----
    
Yumuşacık krem masa örtüleri, gümüş şamdanlar içerisinde yaldızlı sarmaşık desenli mumlar, göz kamaştırıcı ışıklarıyla insanı büyüleyen mükemmel Los Angeles manzarası ve rengârenk pahalı kıyafetleri içerisinde gururla salınan kadınlar, güzel kadınlar… Fazlasıyla güzel kadınlar…
    
Amy kendini rahatsız hissetti, oldum olası daha rahat yerleri tercih etmişti. Ama şu an “oldum olası” tabirinin ona pek bir şey ifade ettiği de söylenemezdi.
   
Mary’nin kulağına eğilip “ Keşke bir hamburgerciye falan gitseydik, burası çok pahalıdır.” dedi.
   
“Bu gece hiçbir şeyi düşünme sadece tadını çıkar, hem hangi hamburgercide böyle enfes tatlar bulabiliriz ki?”
    
Josh, yemeklerin güzelliğini onaylarken Amy, Mary’nin enfes tat olarak nitelendirdiği karşı masadaki esmer delikanlıya kaçamak bir bakış atarak gülümsedi.
    
Mekân harikaydı, iki viyolonsel ve bir kemandan oluşan grup harikaydı, karşılarında süzülen Los Angeles manzarası büyüleyici ve yemekler kesinlikle muhteşemdi.
    
“Gerçekten harika.” dedi Amy, tabağındaki son lokmayı da ağzına attıktan sonra.
   
Josh gülümsedi. “Beğendiğine sevindim. Bu arada benim de size bir sürprizim var. Yemekten sonra sizi hep bahsettiğim kulübe götüreceğim.” Amy’nin gözleri heyecanla ışıldadı. “Hani şu dans kulübüne mi?”
    
“Evet.” diye onayladı Josh. “Hem bu gece Latin Dansları Gecesi.”
    
Bu sırada Mary’e gelen telefon kızın keyfinin kaçmasına sebep oldu.
   
“Hadi ama R. bu gece gelemeyeceğimi söylemiştim, yarın telafi ederim.  Hımm... Hımm… Yardım edeceğime söz verdiğimi biliyorum. Hımm… Peki, tamam ben yarım saate kadar gelirim, görüşürüz.”
     
Mary dudağını büktü: “Üzgünüm çocuklar, benim bara gitmem gerek. Ama siz programı bozmayın, hem Amy de çok istiyordu şu kulübe gitmeyi.”
    
Amy’nin de bir anda neşesi kaçmıştı, dansa gitmeyi istiyordu ama Josh’la yalnız kalmayı göze alamazdı. “Başka bir gece gideriz o zaman, zaten benim de biraz başım ağrıyordu.”
     
“Az önce gitmeyi çok istiyordun.” diye ısrar etti Josh.
     
“Evet, ama başım gerçekten ağrıyor hem başka gece gidersek Mary de gelebilir, hatta Angie de.” Amy cümlesini bitirdiğinde yardım etmesi için Mary’e baktı.
     
Mary bir anlık tereddüdün ardından “Peki, hep beraber olduğumuz bir zamanda gideriz hem senin kalçanı nasıl salladığını bende görmek istiyorum Josh” dedi Mary hafifçe Josh’ın kalçasına vurarak.
     
Josh, “Tamam, nasıl isterseniz.” dedi umduğu desteği Mary’den bulamadığı için biraz kırılmıştı. “O zaman önce seni bırakalım, sonra ben Amy’i eve götüreyim.”
   
“Gerek yok, ben bir taksiye atlarım hem ters istikametler. Sen Amy’yi eve ulaştır yeter.” diyerek göz kırptı, böylece biraz da olsa Josh’ın gönlünü almayı başardı.
   
Amy, Josh’dan istemediği şeyleri duymayı engellemek için yol boyunca hiç susmadı. Kitapevindeki işinden, köpeği Penthos’un yaramazlıklarından hatta seksen üç yaşındaki komşuları Gilbert’ın huysuzluklarından bahsetti. Sonunda arabadan inip dış kapının önünde Josh’a el sallarken rahat bir nefes aldı.
   
Tam kapıdan içeriye giriyordu ki birden panikle çantasına sarıldı.
   
“Lanet olsun, anahtarlar!”
    
Bahçedeki küçük banka oturup bir eliyle ayakkabılarını çıkartmaya uğraşırken diğeriyle telefonun tuşlarına bastı.
   
“Bu ayakkabılar beni öldürüyor.” diye söylendi kendi kendine.
    
Mary telefonun ucunda kıkırdadı. “Bunu söylemek için mi aradın?”
   
“Off, hayır. Angie’nin bu gece evde olmayacağı tamamen aklımdan çıkmış ve anahtarlarım yok.” diye sızlandı Amy.
  
“Hımm, demek Josh’la iyi vakit geçirdin.”
  
“Mary, saçmalamayı kes senden ayrılalı bir saat bile olmadı.”
  
“Aşk sarhoşu olmak için beş dakika da yeter bebeğim. Senin de ondan hoşlandığın gün gibi ortada hala neden inkar ediyorsun anlamıyorum.” Mary, Amy’i kızdırmaktan hep hoşlanmıştı özellikle konu Josh’sa.
   
“Aşk sarhoşu falan değilim Mary, evsizim! Ve Josh’dan…” Amy ne diyeceğini bilemeden sustu, bu durum kendisine de garip gelmişti. “Yoksa gerçekten…” dedi kendine bir an, ama aynı hızla kafasından uzaklaştırdı bu düşünceyi.
   
“Ve Josh’dan… ne?” Mary’nin durumdan ne kadar hoşlandığı sesinden belli oluyordu ve sonunda Amy’i yakalamıştı.
    
“Ve Josh’dan, hiçbir şey! Bu konuyu kapatabilir miyiz? Anahtarlar diyordum.”
   
“Üzgünüm bayan burnu havada ama iki saatten önce çıkabileceğimi sanmıyorum, burası cehennem gibi. Diğer barlar grevde sanırım, yani sen gelmelisin.”
   
Amy, az önce çıkartıp attığı ayakkabılara bakıp içini çekti ama iki saat boyunca dışarıda da bekleyemezdi.
  
“Pfff tamam, az sonra görüşürüz.”

Ayakkabılarını eline alıp, bir taksi bulabilmeyi umarak caddeden aşağıya doğru yürümeye başladı.


                                                                                                                                               DREAMELLA
NOT: Hikayenin diğer bölümleri için tık tık ^_^

4 yorum:

  1. merhaba canım bloğun çok eğlenceli bende uzak doğu dizilerini ararken seni buldum ve takibe aldım :=) bende beklerim sevgilerle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim henüz daha minik ama daha geniş içerikli olacaktır umuyorum. Ben de seni takip etmek istediği ama sürekli hata verdi bir türlü ulaşamadım bloguna. Yine deneyeceğim, umarım ulaşırım. Teşekkürler.

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Şu an nasıl üzüldüm bir bilsen :( Yanlışlıkla yorumunu sildim ve henüz okumamıştım!!! Çok çok çok üzgünüm. Ne yazmıştın acaba :(

      Sil

Tasarım : Merve Canbaz